
BEYRUT 10.06.2007
16 Haziran 2007
BEYRUT 12.06.2007
16 Haziran 2007Madem fotoğraf çekemiyorum ben de yazarım. Necmi ya da Fransızca adıyla Place de l’Etoile’de, tam da bir turistin yapacağı gibi Place de l’Etoile Cafesi’nde oturuyorum. Sanırım şehirdeki tek turist benim.
Şu an olduğum yer, normal bir zamanda şehrin en turistik yeri olmalı. Görülmesi gereken cami, bina, kilise, Fenike arkeolojik sitesi, saat kulesi, Osmanlı’dan kalma binaların tam ortasındayım. Öğle saati; hava ne sıcak ne soğuk, hatta hafif bir esinti bile var. El Ömeri Camii’nden öğle ezanının sesi geliyor.
Meydanda tek tük insanlar geziniyor. Meydana çıkan beş sokağın hepsinin girişinde asker kontrolü var. Dolayısıyla insanlar meydandan geçmeyi tercih etmiyor, yolu uzatıyorlar. İstanbul’daki gibi herkes yürürken telefonla konuşuyor. Oturduğumdan beri baştan savma giyinmiş tek bir kadın geçmedi.
Bu arada tam yanımdaki saat kulesinin saati Rolex. Ama bu, Abdülhamid’in tahta çıkışı şerefine 1897’de inşa edilen kule değil. O kule Saray’ın yanında olduğu için yaklaşmak mümkün değil.
Bulabildiğim hiçbir şehir haritası ya da rehber bugün gördüğüm şehri yansıtmıyor. Geçen yazki savaştan sonra dengelerle birlikte mekânlar da değişmiş. Rehberin “barlar sokağı” diye bahsettiği sokak bomboş. Balonla şehri yukarıdan görmenin lafını bile etmek manasız.
Sarayın ziyaret saatleri yalan olmuş. Değil içine girmek, uzaktan fotoğrafını çekmek bile yasak.
Virgin Megastore’a girince cennete düşmüş gibi oldum. Bir yanda İngilizce, bir yanda Fransızca kitaplar. Politize bir memlekette olduğumuz için tarih ve politika kitapları çoğunlukta; tabii özellikle Orta Doğu üzerine. Evet, çok katlı, havalandırmalı bir cennet.
Virgin, şehrin en büyük meydanı olan El Burj, Martyrs’ Square ya da Place des Canons denilen meydanda. Meydan Osmanlı zamanında bahçeler ve çeşmelerle doluymuş. Martyrs’ Square adını 1919’da Osmanlı tarafından öldürülen Lübnanlı milliyetçilerin anısına almış.
Meydan bugün Hariri’nin yaptırdığı El Emin Camii ve hemen yanındaki mezarı, ayrıca bitişiğinde başlayan çadır kent yüzünden oldukça değişmiş; hafif bir inşaat alanı havası var.
Meydanı geçip Solidere’i arkamda bırakarak Gouraud Sokağı’ndan Gemmayze’ye geçtim. Gouraud oldukça dar; Japon, İtalyan ve Lübnan lokantaları ile küçücük ama gerçekten küçücük barların olduğu bir sokak. Sonuna kadar yürüdüm, paralelindeki Rue Pasteur’den meydana geri döndüm.
Çadır kentin içine girdim. Bu bölgeye girerken gençten bir ekip çantayı açıp bakıyor. Hâlâ anlamadım; iki metre ötede asker dururken bu delikanlılar nasıl oluyor da aslan gibi ortada geziniyorlar. Hoşuma gitmedi değil.
Biraz daha gezinip biraz daha okuduktan sonra daha net anlarım herhalde mevzuyu. Çadır kentin tam ortasında eski bir sinema binası var. Şehrin ortasında, şehir çökmüş de o yukarıda kalmış gibi; dev bir mağara gibi duruyor.
Biraz onun, biraz da çadırların fotoğrafını çekiyordum ki “yasak hemşerim” edasıyla yanıma geldiler. Çektiklerime baktılar; askerler gibi sildirmediler. Selamlaştık, ayrıldık.
Beyrut Amerikan Üniversitesi, kampüsün içine girememiş olsam da dışarıdan görüldüğü kadarıyla Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nün Beyrut versiyonu. Binalar aynı döneme ait, yeşillikler içinde ve denize nazır. Tek fark, Boğaz değil Akdeniz’e bakıyor pencereleri.
Üniversitenin bulunduğu Bliss Sokağı fast food’cular ve kitapçılarla dolu. Bugünlerde önünde checkpoint oluşturulduğu için trafik genelde sıkışık. Checkpoint dedikleri; sokağa çapraz bariyerler koyarak trafiği yavaşlatmak, gelen geçene bakmak, gerekirse kimlik sormak ve arama yapmak.
Bliss’i Hamra’ya bağlayan sokaklardan birine girdim ve şahane bir şekilde kendimi otelin sokağında buldum.
Akşam bir kez daha Gemmayze’ye gittik. Cantine Libanaise’de açık soğuk büfe, yanına da arak; karnımızı doyurduk. Soğuk büfe: minik börekler, humus, patates ezmesi, patlıcanlı bir şey, üç çeşit peynir, yaprak sarma, turşu, salatalar, zeytinler, kuruyemişler, çerkez tavuğu (msu).
Fiyat: 13.500 LL. Mekân gayet tasarım ama her yer gibi bomboş.



