
BEYRUT 11.06.2007
16 Haziran 2007
BEYRUT 13.06.2007
17 Haziran 2007Kendini turist rehberi sanan, sevimli geveze bir taksi şoförünün arabasıyla Milli Müze’ye gittim. 1937’de açılmış müzenin ihtişamı dışardan bakıldığında olduğu kadar içeriye girince de çarpıcı. Dışarıdan İstanbul Arkeoloji müzesini andırıyor. (Herşeyi İstanbul’la karşılaştırmaktan alamıyorum kendimi) Bronz çağ, helentistik dönem, romalılar, bizans, memlüklüler arasında koca binada tek başıma seyrettim. İlk alfabe, çocuk heykelleri tabii ki benim için bir ilkti ama ben yine de en çok “mosaique de la jalousie’den (kıskançlık mozaiği) etkilendim. Görsel olarak, renkleri, oranı gözüme iyi gelen herneyse işte o zaten vardı ama beni şaşırtan içeriği oldu. Bizans Beyrutu’nda bir evin girişinde bulunmuş mozaikte kıskançlık çok büyük bir günahtır. Ama aynı zamanda içinde bir güzellik barındırır, çünkü kıskançların gözlerini ve kalbini oyar.
Müzeden sonra Eşrefiye’ye yürüdüm. ABC Mall’da bir çeşit kapalı lahmacun ve bir bira içip Place Sassine’den (Sassine Meydanı) uzun ve sessiz Sufi Sokağı’na girdim, Halil Kassab’tan geri döndüm. Sassine Meydanı, her köşesinde ayrı bir kafe ile aslında tam da mola alınacak bir yerdi ama mola fikrimi Monot Sokağı’na sakladım. Geçen sefer bu ünlü sokağı bir baştan bir başa yürüyememiştim; o yüzden Sodeco Meydanı’ndaki girişini buldum ki bu hiç kolay olmadı, çünkü sokak adları her zaman sokakların başında yazmıyor. General Fuad Chehab Bulvarı’ndaki çıkışına kadar, mola fikrini bir kez daha erteleyerek yürüdüm.
Sokakta, geleneksel yapıda oldukça bakımlı evlerin yanı sıra ultra modern görünümlü restoran ve gece kulüpleri de var; artık yazmaya hacet yok ama çoğu kapalı.
Akşam, otelden çok uzaklaşmadan Hamra’da “Blue Note” denilen bir caz barda yedik. Şahane caz eşliğinde kebbe (bildiğimiz içli köfte ama tıpkı bizim ailede “kubbe” dediğimiz, anneannemin yaptığı gibi), cordon bleu ve Lübnan şarabı Kefraye içtik.





