
BEYRUT 8.06.2007
15 Haziran 2007
BEYRUT 10.06.2007
16 Haziran 2007Beyrut’ta sürekli bir inşaat sesi var. ABC alışveriş merkezinin gayet sessiz bir köşesinde Sourlemonade’de limonatamı bekliyorum, arka fonda nereden geldiği belli olmayan sinir bozucu bir inşaat sesi.
İkinci gözlemim: “Taksi iyi bir şeydir.” Turistim, gezeyim göreyim, yürüyeyim kahramanlığı manasız. Sadece taksiye binilmesi gerektiğini anlamak için, bir seferlik iyi bir tecrübe olabilir.
Solidere denilen şehir merkezine gideyim, saray, cami göreyim diye Hamra’dan yola çıktım, bir takım çevre yolumsu yerlerden şehre girmeye çalışırken asker abi yolumu kesti ve saraya uzaktan bakmamı tavsiye etti. Ben de kendimi Gemmayzeh’de buldum. Saint Nicolas Merdivenleri’ni çıktım, Sursock Müzesi’ne girdim. George Douod Corm sergisini gezdim. Butros Bustani’nin portresi ve en çok Marie Hneiné’nin portrelerini çok beğendim.
Pek modern ve şık binaların arasından ana caddeye çıkıp ve yine çevre yolumsu yerlerden geçip ABC alışveriş merkezine girdim. Sıcak yordu.
Alışveriş merkezinden çıkmak üzereyken, bir gece önce tanıştığım İsviçre Konsolosu Mauro ile karşılaştım. Lübnanlı sevgilisini bekliyordu. Konsolos dediysem, öyle kelli felli bir adam değil, benim yaşlarımda komik bir İtalyan. Onunla bir kahve içtikten sonra kendimi Abdel Wahab El Inglizi Sokağı’na bıraktım. Sokağın başındaki Bibliothèque Orientale’de yaklaşık bir saat geçirdikten sonra geleneksel tipte evlerin olduğu sokakta fotoğraf çeke çeke gezindim, sonra Monot Sokağı ve sonra otel. Monot Sokağı bir nevi barlar restoranlar sokağı ama şehirdeki tedirginlik hareketi azaltmış, hâlâ açık olan dükkânlar ise neredeyse boş.
Şehrin büyük bir kısmı şantiye görüntüsünde. İç savaştan sonra Hariri büyük yatırımlarla oldukça modern binalar yaptırmış, inşaatları hâlâ sürmekte olan çok yüksek plaza şantiyesi dolu etraf. Geçen yazki savaş birçoğunu yarıda bıraktırmış. Yine de kafamı her kaldırdığımda bir vinçle karşılaşmak mümkün.
İki haftadır kuzey ve güneyde süren çatışmalar ve üç gün önce Beyrut’ta patlayan bomba yüzünden geceleri şehir sessiz, restoranlar boş. Ama şöyle bir etrafa bakmak bu şehrin çılgın bir gece hayatı olduğunu anlamaya yetiyor. Kadınların şıklığı bana kalırsa sinir bozucu düzeyde. Gündüz vakti, gece gezmesine çıkmış zannedilebilecek kılıklarda kadınlar geziyor sokakta. Binalar delik deşik, her köşe başında bir asker grubu, şehrin orta yerinde, bir senedir hükümetin ve askerin müdahale edemediği Hizbullah ve General Aoun yanlılarının kurduğu büyük bir çadır kent… Her sokağa girmek mümkün değil, asker yolunu değiştirtiyor ama gel gör ki topuk tıkırtısı, Bulgari takıların şıkırtısı, Mercedes taksiler ve kadınların kullandığı jipler hâkim Beyrut’a.
Gece Beyrutluların Solidere dedikleri şehir merkezine yemeğe gittik, Kerim Beyrut diye bir lokanta. Arak içip kebap yedim tabii ki ve tabii ki humus. Sonra çadır kentin içinden geçerek Gemmayzeh’ye gittik. Gouraud Sokağı her şeye inat kalabalıktı, Rue de la Lappe’ın Beyrut versiyonu. Versiyonu filan değil bayağı kendisi. Tek fark, adım başı asker olması, ama onlar da eğleniyor gibi gözüküyordu.



