9 Eylül 2008
“Herşeyi anlayacağız diye bir şey yok” der bir ahbabım sıklıkla. Haklı ama bazı şeyleri de merak etmeden duramıyor insan. Kadırga’da bir mahalle bakkalının adının kabala olmasının […]
7 Eylül 2008
Yıllardır o aydınlık, gepgeniş sokakta, upuzun, sessiz, yıkık duran bina doğruldu, sırlarını hala açık etmiyor ama, şehre geri döndü. Tomtom kaptan sokakta, “gardmalad apartmanı” diye adılan […]
28 Ağustos 2008
Diyelim ki her şey kanuni, sözler verilmemiş, Unesco o raporu hiç yazmamış, tebligatlar yerlerine ulaşmış, öyle bile olsa sabah altıbuçukta, sabah namazını müteakiben buldozerlerle yıkıma başlamak […]
18 Temmuz 2008
Şehir su ile çevrili olduğu için, anakara ile arasına su giren uzantıları var. Tuhafıma gidiyor, kentin su ile ayrılmış semtleri, adalar. Her istanbulu’nun illaki bir vesilesi […]
10 Temmuz 2008
Sardunyalara bakıyor olmalı, tam karşısına denk düşüyor Çiçek Pazarı’nın sardunyaları. Ben o gün üç saksı sardunya almıştım tam da oradan. Hepsi kırmızı olsun diye uğraşmıştım, olmamıştı, […]
15 Haziran 2008
Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı […]
23 Nisan 2008
14 Nisan 2008
Mekan ismi değiştirme tiki var bu devlette. Manalı manasız levha değiştiriliyor. Han geçidi neresidir bilen var mı? Ya peki hacopulo geçidi neresidir? Beyoğlu’ndan yolu azbuçuk geçen […]
13 Nisan 2008
Aya Andrea’nın denizcileri koruduğuna inanılır, üstelik Karadeniz’i aşıp İstanbul’a varan Ruslar’ın onun için bir de kilise yaptıkları söylenir. Karaköy Mumhane’de, karatavuk sokağına cephelenmiş, tuğla bir yapının […]
13 Nisan 2008
Giderek daha sıklıkla görür oldum tentesinde başka kapısında başka isim yazan dükkanları. Eşya şehrin hızına yetişemez olmuş. Denizler kitabevi bir kat yukarı çıktı ve yerini ultra […]
11 Nisan 2008
Kulağıma çalındı, ya da ben laflarını çaldım; adam arkasından yürüyen gül yüzlü kadınlara; “demek ki neymiş, herşey fani, hepimiz gelip geçiciyiz” diyordu, kendinden emin, dünya bilgisine […]
11 Nisan 2008
Çarşının Beyazıt kapı tarafında sahaflara çıkan altı yedi sekiz basamaklı merdiveni vardır, dün hızla o basamaklardan çıkarken bir anda yavaşladım ve hatta durdum, durup şöyle bir […]
11 Nisan 2008
10 Mart 2008
Modern kılıklı kütüphanelere alışamıyorum. Benim için kütüphane yaşlı bir mekandır. O yüzden Taksim’deki Atatürk kitaplığı, Sultanahmet’teki Başbakanlık arşivi pek sevimsiz görünmüştür gözüme. Sanki kütüphane yüksek tavanlı, […]
5 Mart 2008
Savaşa girdik çıktık memleketçe iki cemre arasında, ilk kardeleni beklemeden yan komşuyu ziyarete gitti ordu, dilimin söylemeye varmadığı sayılarda çocuklar öldü. Tüm tembel öğrencilerin yapacağı gibi […]
5 Mart 2008
Kürk tabii ki sevmem ve tabii ki kırtasiyeye bayılırım. Peki niye Panter kürk’ün kırtasiyeye dönüşmesi beni hüzünlendirdi?
27 Şubat 2008
Geçerken görüyorum, görkemli kapısının üst aralığından benim gibi meraklı birileri mutlaka içeriyi görmek için kafalarını uzatıyor. Ve sanırım aynen benim gibi hayal kırıklığına uğruyor. Galatasaray meydanındaki […]
16 Şubat 2008
Camdan dışarı sokak lambasının ışığına bakıp kar tanelerini görünce, evde tek başıma olmama ve karın yarın ki hayatımı altüst edeceğini bile bile niye sesli olarak gülüyorum […]
5 Şubat 2008
İnsanlığın horgörüsü karşısında bu şehrin hoşgörüsü beni her seferinde şaşkınlığa uğratıyor. Her yeni nesil bir öncekini suçlarken şehri iyi kullanmamakla, şehir sanki “dur sen, ben bununla […]
7 Ocak 2008
Şehrin ortasında, muhtemelen 13. yüzyılda inşa edilmiş bir saray, ya da büyük saray kompleksinin bir parçası surlara dayanmış duruyor. Tabii bizans mimarisi, üç katlı, yedi tepenin […]
6 Ocak 2008
Sigara içmeyi seviyorum. Yirmi senedir paket taşıyorum. Şehirlerarası yolculuklarda sigara içebilmiş nesle aidim. Hatta kadıköy taksim dolmuşunda sigara içmişliğim vardır. Tam paketi cebime, sigarayı elime yakıştırmışken […]
22 Kasım 2007
“İlluzyon” dedi bir ahbabım bugün, şehirli kimliğimi meşrulaştırmak için bir istanbul illuzyonu yarattığımdan tereddüt eder gibiydi. Her lafını can kulağı ile dinlediğim bir adam olduğu için […]
18 Kasım 2007
Çocukluğumun bazı günlerini Kuzguncuk’ta cumbalı, hamamlı, çatılı bir evde geçirdim, perihan abla, ekmek teknesi dizileri çekilmeden çok önceydi. Evde hazırlanan yemeğin pişmesi için fırına gönderildiği, kapıyı […]
18 Kasım 2007
Herhalde bu şehrin belki de tek yeşilik alanları mezarlıklar olacak birgün. Sadece anı sanı belli büyük alanlara yayılmış mezarlıklardan bahsetmiyorum, kimi zaman bir caminin bahçesinde, kimi […]
8 Kasım 2007
Surlarda, hala, bu devirde her kapının bir kahyası varmış, şehrin ortasında, iki sur arasında roka yetiştiren ve hala toprak adamı olarak hayatlarını sürdüren, nesillerdir istanbullular varmış, […]
4 Kasım 2007
Nurtepe’de(kağıthane) bir camii var, muhtarlığın tam karşısında, hansel ve gratel masalından fırlamış hissi veren, pembe, pespembe
4 Kasım 2007
sonbahar benim istanbul’la aramın bozulduğu bir mevsimdir. Şehir bu mevsimde bana pek iyi davranmaz. Girdiğim yollarda trafik tıkanır, şemsiyemi evde unutup sokağa çıktığımda yağmur yağar, bastığım […]
13 Ekim 2007
Yıkmaya bayılıyoruz, eskiye tahammülümüz yok. Tamir ettirene kadar yenisini alıyoruz ev eşyalarının, tahtalara bakım yaptırmak yerine söküp laminat döşetiyor, mermerlerden nefret ediyor, italyan tezgah koyuyoruz mutfaklara. […]
11 Ekim 2007
Arife benim için oldu harife (sonbahardan önceki ev hazırlığı). Bayrama hiç hazırlanamadım; yarın sabah mahallenin çocukları kapımı çalsa evde ne şeker var ne çukulata ki hep […]
29 Eylül 2007
“İdeal bir istanbul’lu, lüzumu halinde İstanbul’dan kaçıp sığınacağı gerçek bir bir memleketi olan kişidir. İstanbul’da doğmuş olup da gideceği başka yeri olamamak insanoğlunun sinirlerine son derece […]





























